Tüm derdimiz bitince

0
113
Ankara Kafası Özel Ders ve Eğitim Koçluğu

Bir ülke düşün. Duygu durumu meksika dalgası, kafası hep haplı, kafası hep feza, dünki aşkı bugün celladı , ateisti bile kimi dindardan daha inançlı, millisi yerli değil, yerlisi akıllı değil, yolda yürürken üzerine kamyon düşebilir, balkonda çiçek sularken ciğerini kurşun delebilir, okula giderken bir Alfred Hitchcock sahnesi misali biri seni bıçakla kovalayabilir. Bu ülkenin adı bende saklı!
Eğitim desen eğitimi felç, iş desen artık çok geç, göçmenin vatandaştan daha fazla iş gücüne katıldığı, paranın katır yükü ile içerde ve dışarda saçıldığı, halkının açlık sınırında dolandığı, eleştirenin kırk katır mı kırk satır mı diyerek sınandığı bir ülkede yaşamak zor zanaat harbi!
Pek televizyon izlemem. Güncel bende antidepresan etkisi yapıyor. Ölüm, taciz,tecavüz ne arasan var. Bizde haberlerde şemsiye üzerine damacana ile su dökülürken , sözüm ona ecnebi Mars’a koloni kuruyor. Elon Musk diye biri çıkıyor hyperloop yapıyor, bizimkiler youtube, instagramda lolipop yalıyor. Kimi akıllı ise yürüyen uçak, dünya düz, organik hoşaf deyip duruyor ve günler böyle şirinlerden bile daha mavi bir esinti ile geçip gidiyor. Ama derine daha da derine doğru batan bir gemi maviliğine gidiyor. Jules Verne yaşasa da görse vay be diyecek cinsten bir fersah bu üstelik.
Televizyon izlemem pek demiştim. Bir ara bir açtım Teog kalktı dediler. Sonra bir ara bir açtım komple sınavlarla ilgili değişiklik falan filan. Ama tansiyonu çok yüksek bir yerde yaşadığım için hiç bir şey artık beni pek şaşırtmıyor neredeyse. En son yaşadığım ilginç bir olayı anlatayım yamacıma gelinde: (Acayip detayları var ama özet geçeceğim size) Geçenlerde engelli bir arkadaşa metroda yardım ettim. Tekerlikli sandalyesinin ön tekerleri takılıp duruyor. Gidemiyor ya da gitmede zorlanıyor gibime geldi. Yaklaşık 1 km hafif yokuş bir yere doğru ilerledik. Zor yitiyorum, milim milim ilerliyoruz. Mendil satıyor aynı zamanda nasıl gidiyor işler falan diyorum iyi diyor (belli ki satmış elindekilerin çoğunu) bir taraftanda elindeki simit,pohça kesekağıdından simit falan yiyor. Eleman ağır, tekerlikli sandalye ayrı bir arıza , ben kan ter içinde kaldım zaten hem açım hem de yorgun. Bineceği durağa kadar götüreyim dedim Allah rızası için. Cep telefonumu istedi annesini aradı. Sonra ben annesi ile konuştum. Dedim tekerlikli sandalyesinde sorun var gelin şuradan alın bu arkadaşı. Annesi dedi o bir şekilde gelir, biri yardım eder dedi.( O seçilmiş biri benim sanırım) Ben ne desem bilemedim. Arkadaşı götürdüm bineceği durağa kadar. Sonra bana dedi ki, buraya kadar getirdin mendillerimin hepsini de satın alır mısın?!? Karnım aç, cebimdeki son nakit paramı Ego karta yüklemişim, elemana yardım edeceğim diye kan ter içinde kalmışım ve felaket yorgunum. Ayrıca kendi sırt çantam var ve içi kitap dolu. Bunca şeye rağmen bile şark kurnazlığı yapan insanlar var. İnsan kullanmakta üzerimize yok ve varsa bu işin bir kılavuzu onu biz yazmışız gibi. Sonra yok efendim sınav sistemi kalkmış yok Emrah Serbes hapse girmiş yok Irak’ta referandum varmış, savaş kapıda falanmış bunlar beni şok eder mi hiç? Aşure yerken fonda ses olsun diye açılan televizyonda şehit haberi görünce aşuremi bile yiyemedim en son. Sürekli bir vukuat sürekli bir vurgun sürekli bir sinsilik. Sonra gittim çamaşır makinesinde ki çamaşırları çıkarıp salona açtığım çamaşırlığa serdim. Bir terapi işlemi görsün niyetiyle. Niye salona çamaşırlık açıp çamaşır seriyorum dersen üst komşum Suriyeli ve onun üstünde ki çoğu da Türk olmasına rağmen kimi sofra bezi çırpıyor kimi halı silkeliyor. Bir gün bende alayını silkeleyeceğim ama estağfurtövbe deyip muhatap olmamak, sinirlenmemek için yapıyorum bu iyiliği kendime. Arsızlaşmış bir toplumu ne ara biz yarattık bilemiyorum. Oktay Akbal’ın bir kitabı var ” Önce ekmekler bozuldu ” diye bende merak ediyorum harbiden önce ne bozuldu ne oldu da böyle olduk. Kimin bedduasını aldık da iki yakamız bir araya gelmiyor. Partiden, siyasetten, paradan ve güçten bağımsız soruyorum. Biliyorum bunlardan başka bir şey de konuşmaz olduk ama yine soruyorum. Bir dünya vatandaşı olarak soruyorum. Götü boklu tırt Avrupa, Asya ülkelerinden bile kötüye giden bu durumu bir şeye, bir kimseye bağlamadan soruyorum. Bize ne oldu agalar? Biz ne ara bu kadar insafız, vicdansız, ALLAHSIZ olduk. Hasta çocuğa yardım için açılan instagram hesabını, 80’lik dedenin elektirikli bisikletini çalan insanların barındığı bir ülkeyi ne zaman inşaa ettik. Kim ne zaman geldi de çaldı habersizce insanlığımızı. Ecnebi bir düşünürün bir sözü var “kimse sınanmadığı günahın masumu değildir” diye. Sınanıyoruz vallahi her gün ve masum değiliz hiç birimiz. Şahsen ben başkaları adına utanmaktan sıkıldım. İlk taşı günahsız olan atacaksa bir ağlama duvarı gibi birbirimize taş keseceğiz. Taşlaşmış(ki taşın bile ruhu var), hatta başka bir oluşuma dönüşmüş olan kalbimize neye inanıyorsanız o biraz iyilik üflesin ki kara bulutlar dağılsın. Bende ara sıra ağız keyfi ile televizyon izleyeyim. Balkonda rahatça kitap okurken iki yudum çay içebileyim. Bunca şeyi yazarken vallahi bardağın dolu tarafına da bakmak isterdim ama ben bir şey göremedim orada. Kimbilir belki bir gün gözümüz tekrar Cemal Süreya gibi görür bizde deriz ki : “Açık çay içerdi hep, demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş, öyle derdi” diye… Tüm derdimiz bitince, bizde rahat bir çay içeriz hep birlikte.

Ünal Hoca


Ankara Kafası Özel Ders ve Eğitim Koçluğu

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

*