Türkiye’de Bir Akademisyenin Anatomisi : Özgür Demirtaş Örneği

0
103
ankara ales matematik özel ders, ankara dgs matematik özel ders, ankara kpss matematik özel ders, 8. sınıf matematik özel ders,ünal hoca
Ankara Kafası Özel Ders ve Eğitim Koçluğu

Ekşi sözlükte Özgür Demirtaş ile ilgili bir yazıya denk geldim. Sonuna kadar okuyabilirseniz çok güzel net eleştiriler mevcut. Türkiye’nin en iyi ilk 5 üniversitesinden birinde “Ekonomi ve Finans Profesörü” olan birini bu kadar iyi analiz eden “powerbroker” adlı kullanıcıyı tebrik etmek gerek. Türkiye’de Bir Akademisyenin Anatomisi olarak okutulabilecek düzeyde bir yazı olmuş ve bende bunu burada sizlerle paylaşmak istedim.

Benim twitter’da özgür bey kadar takipçim yok. birkaç programda ortaya koyduğu görüşleri dinledim, sonra twitter’daki hesabındaki paylaşımlarına baktım. bunları yazan insanın takipçi kasan sıradan bir twitter fenomeni olmadığı, bir ekonomi ve finans profesörü olduğu, sabancı finans kürsüsü başkanı olduğu düşüncesiyle bakınca yazdıkları bana biraz tuhaf geldi.

türkçe’de bir ifade var “malumu ilam etmek” diye. benim görebildiğim kadarıyla bu güzide hocamızın yaptığı şey ekseriyetle tam olarak bu. yani “bilinen ve açık olan bir şeyi söylemeye, açıklamaya kalkmak.”

her şeyden önce sempatik,cana yakın, kibar ve düzgün konuşan, artikülasyonu ve hitabet yeteneği gelişmiş, iyi eğitim ve aile terbiyesi almış düzgün bir insan olduğuna dair her halde kimsenin diyecek bir şeyi yoktur. kişilik ve karakter özellikleri de ahlaki özellikleri de eminim ki dört dörtlüktür, bunlara da getirecek en azından bu noktada bir eleştirim yok. gelelim diğer konulara.

1. akademisyen kimliğini ön plana çıkarıyor. bunu kredibilite yaratmak için yapıyor ki mantıklı ve hakkıdır. konuşmaya profesör diye başlayınca herkeste otomatikman bir “halo effect” yaratılır. psikolojide pozitif önyargı olarak da anlatılan ve türkçe’de zaman zaman “hale etkisi” “ayla etkisi” veya “halo etkisi” olarak da adlandırılan bu kavram insanın bilişsel yeteneğinin sınırlarından birine işaret eder. ve bu etki yüzünden çok zaman yanlış saçma sapan seçimler ve tercihler yaparız. örneğin mülakata çağırdığımız birisinin giyimi kuşamı fiziksel özelliklerine bakarız ve birkaç iyi özelliğinden hemen genelleme yaparız, hemen tümevarırız. karşısımızdaki insan konuşmalarının değerli olduğu varsayımıyla dinlemeye eleştirel bakış açısını terk etmeye meyilli oluruz profesörler karşısında, çünkü profesör olduğu için neden bahsettiğini biliyordur tribine gireriz. bu bir kere çok doğru bir yaklaşım değil, ama insanların ekseriyeti bu bilişsel önyargıdan kurtulamaz. 2.si 15 yıl abd’de olduğunu da infosuna yazmış. bu da türkiye’de otomatik olarak kredibilite doğuran bir unsurdur. ama normalde 15 yıl abd’de kaldığı ile sadece bu yöntemle türkiye’de sınıf atladığını sanan kezbanlar ve hanzolar övünür. ben abd’de eğitim aldım, abd’de çalıştım, abd’de bilmemne okudum. sonra buraya geldiklerinde aksan kasarlar. türkçeyi abd aksanıyla konuşurlar. bir tanesini duymuşsanız ne demek istediğimi anlarsınız. profiling yapmak istemiyorum ama bu hiç değişmez. gerçek bir bilim adamı ve akademisyen bunlarla değil yaptığı araştırmalarla, atıf yapılan bilimsel makale sayısıyla, citation’larla övünür. ayrıca, üniversiteleri iyi-kötü diye neye göre ayırdığını anlamak mümkün değil. bir taraftan kötü üniversitelere gitmeyin çoğu yüksek lise gibi, giderseniz de hayal kurmayın yazıyor öbür tarafta innovasyondan, dijital transformasyondan bahsediyor. başkası olsa hak vereceğim ama moocs yani massive open online courses’un, khan academy’nin online distant learning’in bu kadar yaygınlaştığı, insanların üniversiteye gidip gitmemeyi sorguladığı bir dünyaya doğru giderken gösterdiği bu yaklaşım insana bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtiyor.

2. özgür hocamız uzmanlık alanlarına da şunları yazmış: finans (obviously). hobiler: futurism (ne demekse), teknoloji, uzay, tıp. bana kalırsa hobisine uzay ve tıp yazan birisi gerizekalıdır. profesör olması benim gözümde gerizekalı olduğu gerçeğini değiştirmez. bunun mizahı yapılıyor. this is not brain surgery (tıp) veya this is not rocket science (uzay). yani bu kavramlar sana öyle mi geliyor özgür bey? boş zamanlarımda tıp ve uzayla uğraşırım. ne yapıyorsun tam olarak boş zamanlarında? kah çıkarım gökyüzüne, seyrederim alemi. kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni. hakikaten, e.t. mi izliyorsun, kara delikleri mi araştırıyorsun, teleskopunla yeni galaksiler mi keşfediyorsun? ya da arkadaşlarını eve çağırıp tansiyon aletiyle tansiyonlarını mı ölçüyorsun? alternatif tıpla mı uğraşıyorsun? fizyoterapi mi yapıyorsun? ben gerçekten anlamadım bir insan uzay ve tıpla hobi olarak nasıl ilgilenebilir? yüzyılda bir elon musk gibi adamlar çıkar ve hayatlarını bu işlere adayıp spacex, hyperloop, solarcity, açık kaynak yapay zeka gibi çılgın başarılı işleri ortaya koyarlar. özgür demirtaş gibi profesörler de zeki görünmek için twitter’da dünyadaki teknolojik yenilikleri paylaşıp “avrupa fezaya gidiyor, bizim de yapmamız lazım” gibi “nedenini ve nasılını, fizibilitesini saniye düşünmeden” zihni sinir projelerle ortaya çıkarlar.

ne diyordum, uzay-tıp’la ilgilenme demiyorum hoca ilgilen yine hobi olarak ilgilen. bundan tam olarak kast ettiği şey şu bir takım uzay’la tıpla ilgili sosyal medya paylaşımlarını buluyorum bunları ben de takipçilerimle paylaşıyorum. bu da bir faydadır fayda değildir demiyorum, buna curated content diyorlar iyi yapılırsa o da güzel. mesele, ülkenin profesöründen beklediğimiz şey bu mu? biz de böyle yapmalıyız? nasıl veya niçin ya da kim yapacak sorularının cevabı yok.

3. sadece özgür demirtaş değil bir de ufuk tarhan isimli kıymeti kendinden menkul, kendisini türkiye’nin ilk kadın fütüristi dünyanın da en etkili 100 kadın fütüristinden biri olarak ilan etmiş, kendini gelecek tasarımcısı ve iş avatarı (wtf that means) ilan eden bir kadın daha var. altı android üstü şişhane bir kıyafet giymiş, dünyada böyle oluyor türkiye’de bunlar olmuyor minvalinde oradan bulduğunu toplayan ama kaynak belirtmeksizin bir kitap yapıp sağda solda konferanslar paneller yapan bir ablamız daha var. sen de t-insan ol diyor. neymiş diye baktım web sitesinden fotoğrafını koyuyorsun seni terminatöre dönüştürüyor sanırım. neyse bu bayan da fütüristler derneği yönetim kurulu başkanı. türkiye abuk sabuk bir ülkeye dönüşmeye başladı, ne satsan alıcısı var. 21. yüzyılın en büyük yanlışı gerizekalıların eline internet silahını vermek oldu. bu konuya ayrıca değinirim. uzun uzadıya anlatmayacağım ama futurism is bullshit. futuristlerin tahminlerinin astrologların veya nostradamus’un kehanetlerinden fazla farkı yok. bizim yaşayabileceğimiz ve öngörebildiğimiz gelecekte yapay zeka dünyayı ele geçiremeyecek, fosil yakıtlara bağımlılık sona ermeyecek, robot apocalypse yaşanmayacak, insanlar ölümsüzlüğün sırrını keşfetmeyecek, teknoloji insanlığı kurtarmayacak.

4. gelelim özgür demirtaş’a. aptal mı değil. zeki mi ? zeki. akıllı mı? bilemiyoruz. aptal olmadığına ilişkin bir takım doneler var elimizde ama akıllı olduğuna dair çok fazla bir şey yok. çünkü kendisi papağan gibi hep bilinen genel geçer bilgileri paylaşıyor, sağdan soldan bulduklarını yazıyor. geçenlerde kitap öneriyorum diye bir kitap önermiş, daniel kahneman’ın thinking fast and slow isimli kitabı. kitabın ilk basım tarihi 2011 yılı. yani mağarada yaşıyorsanız özgür demirtaş bey’den çok şeyler öğrenebilirsiniz arkadaşlar. adam smith diye bir yazarın wealth of nations diye de bir kitabı var yeni çıkmış tavsiye ederim. başkalarının düşüncelerini papağan gibi tekrarlamadığı özgün fikirlerini merak ediyorum ama bulacağımı sanmıyorum. onun yerine benim politik görüşüm libertarian, teknoloji, finans ve ekonomi ile ilgilenen zeki bir insanım zaten üniversitede de dereceye girmiştim bu da zekamın bir kanıtı gibi anlamsız bir ispat çabası ierisinde gördüm.

5. dediğim gibi cahile zaten ne anlatsan gider. “ın the land of the blind, the one eyed man is king”. veya keçinin olmadığı yerde koyuna abdurrahman çelebi derlermiş. bakıyorum herkes hocam sayenizde ekonomi okuyorum çok güzel anlıyorum, televizyon programlarında da çok güzel ve mantıklı konuşuyorsunuz gibi yorumlar yapmış. ben de izledim güzel konuşuyor, yani artikülasyonu, diksiyonu, ifade tarzı güzel. fakat ne konuşuyor, hangi konuya gelecekle ilgili ışık tutuyor ben çözemedim.

6. burada kısaca bir akademisyeni nasıl değerlendirmeliyiz diye bir parantez açmanın uygun olduğunu düşündüm. biz de okulda okuduk. biz de akademisyen gördük. bizim de üniversitede hocalarımız oldu, asistanlarımız oldu. bertrand russell’ın bir sözü var “those who can do, those who can’t teach.” gibi. o aklıma geldi. akademisyenlerin temel olarak iki fonksiyonu vardır, basit anlatıyorum. bunlardan bir tanesi araştırma. ikincisi ise eğitim-öğretimdir veya öğrenci yetiştirme. yani akademisyenler araştırma yaparlar, yaptıkları araştırmalar sonucunda bilimsel makale yayınlarlar akademik dergilerde, bu akademik dergilerin prestijli olanları vardır, sırf sayı tutturmak için makalelerin gönderildiği daha az prestijli ve akademisyenlik camiasında daha az hatırı sayılanları vardır. bunu bir kenara koyalım. ikinci konu ise öğretmenlik, eğitmenlik veya okutmanlıktır. adına ne dersek diyelim. yani bir akademisyenin değerini iki şekilde ölçeriz. televizyonda talk show programlarına çıkıp yaptığı gevezeliklerle veya attığı tweet’lerin ne kadar retweet edildiğiyle veya instagramda yaptığı paylaşımların ne kadar like aldığıyla değil. bir: yaptığı araştırmalar ve yaptığı yayınlar. iki: öğretme, eğitme becerisi. bu iki temel kriteri de miktar ve kalite olarak ikiye ayırmak lazımdır. her ne kadar kaliteyi ölçmek neredeyse imkansızsa da , hem akademik araştırma çalışmaları hem öğretme becerisi kalite/miktar (quality/quantity) ekseninde belli kriterler dikkate alınarak ölçülebilir. bu yazdığım özgür demirtaş ile de ilgili değil tüm akademisyenlerle ilgili. parantezi kapatalım.

7. gelelim finansla ilgili makalelerin yayınlandığı prestijli journal’lara. örnek vermek gerekirse, journal of finance, journal of financial economics, review of financial studies, journal of accounting and economics, journal of monetary economics, journal of accounting research, journal of management, journal of financial and quantitative analysis, journal of international economics, annual review of financial economics, review of finance …etc. etc. bunlar finans ve ekonomi dalında ön plana çıkan akademik yayın organları.

8. akademik çalışmalarıyla ilgili olarak slhmlr isimli bir sözlük okuycusu “yayin yaptigi journal’larin hemen hepsi cop. buyuk akademik finans dergilerinin hicbirisinde makale basamamistir.” demiş. buna ilişkin olarak da özgür demirtaş şunu yazmış twitterda. “yayinlarim olan management science,jfqa,jme,jbes, rof buyuk akademik dergilerdir.sozlukteki ankarali akademisyenler!” biraz alınmış sanıyorum çöp lafına. ben kısa yoldan yaklaşıp yayın yaptıkları journal’lar çöp demeyceğim. yukarıda yazdım prestijli dergiler sıralaması var. ve özgür demirtaş’ın kendi sitesinde yer verdiği selected publications bölümüne baktım. şimdi özgür hocam belli ki oturup ekşisözlüğü de (en azından kendinizle ilgili yapılan değerlendirmeleri) okuyorsunuz yanlışsam düzeltin. selected publications bölümünde 5 tane makale var. bunlardan ikisi jfqa yani journal of financial and quantitative analysis dergisinde, birisi journal of monetary economics’te, bir tanesi management science diğeri de journal of business economics and statistics’te yayınlanmış. bunları turan g. bali, hassan tehranian, haim levy, avner wolf, stephen j. brown ve yiğit atılgan isimli akademisyenlerle ortaklaşa hazırlamışsınız. bir tanesi için “forthcoming” yazıyor daha henüz yayınlanmamış yani. google’ın scholar diye akademik çalışmalara ilişkin bilgi veren bir sitesi var.

scholar.google.com.tr buraya giriyoruz. bu yukarıda saydığım turan bali, hassan tehranian, haim levy, stephen j. brown gibi isimlerin google scholar profilleri mevcutken sizin böyle bir public profilinize ben rastlamadım. neden? bu saydığınız 5 tane seçilmiş publication üzerinden gidelim. 5 taneden birisi henüz yayınlanmamış. geriye kaldı 4 makale. dediğim gibi public profil oluşturmadığınız için alıntı endeksleri, h endeksi , i10 endeksi görme şansımız yok.

yine de 4 ayrı eserinize baktım. bir tanesi “is there an intertemporal relation between downside risk and expected returns?” isimli 2009 yılındaki jfqa dediğiniz dergideki makale. alıntılanma sayısı: 174. bir diğeri yine jfqa’da 2008 yılında yayınlanmış “aggregate earnings, firm-level earnings, and expected stock returns” isimli makale. bunun alıntılanma sayısı : 64. ötekisi “bonds versus stock: ınvestors’ age and risk taking” jome’de yayınlanan 2009 tarihli makale, onun da alıntılanma sayısı : 51. “do hedge funds outperform stocks and bonds?” isimli 2013 yılında management science dergisinde yayınlanan makalenin alıntılanma sayısı da 35. geyik yapmayalım şimdi eğri oturup doğru konuşalım.

özgür hocam, selected publication dediğin 4 tane makale var. herhalde bunlarla gurur duyuyorsun ki oraya koymuşsun. içeriğine bir şey demiyorum ki bence içerikten de bir halt olmaz “ who gives a fuck about investors’ age and their risk taking behavior?” if you know what ı mean? en son 2013’te bi makale var. ondan öncekiler ta 2008’de yazılmış. onları da altalta toplasan 200-300 atıfta bulunan ya olmuş ya olmamış. yazdığınız makaleler de hep ikili üçlü akademisyen gruplarıyla ortaklaşa hazırlanmış işler. yani eskiden biz dönem ödevi yapardık, sınıftaki tembel öğrencileri de dönem ödevine isimlerini yazarak eklerdik ki onlar da iyi not alsınlar diye. yani demek istediğim grup çalışması neticesinde ortaya konulmuş saçma sapan konularda (bu benim görüşüm) pek fazla kimsenin de kale almadığı (bu istatistiki verilerden geliyor) işlere imza atılmış. tenür filan bunlar güzel şeyler. ben burada akademik bir başarı göremedim. okulda dereceye girmek de güzel. fakat ortaya konulan eser?

karşılaştırma bakımından bilgisini vereyim. bu ortaklaşa iş yaptığın haim levy’nin toplam alıntılanma sayısı: 17.755. haydi o yahudi, jerusalem üniversitesi siyonist filan finans camiası kayırıyor desek (espri yapıyorum) turan bali’nin alıntılanma toplamı 5.485. onu geçtim hacı. e sen 2013’ten beri doğru düzgün bir şey de yapmamışsın. hep forthcoming hep outgoing. bu böyle olmaz. akademik çalışma olarak burada dişe dokunur bir iş yok. buna verebilecek mantıklı bir açıklama var mı? lütfen şu tarz yaklaşımları mantıklı argümantasyon olarak bana sunma. twitter’da böyle bir tavrın var çünkü. “ankaralı akademisyenler” gibi name-calling, veya sen ne akademik çalışma yaptın ki benim akademik araştırma kapasitemi sorguluyorsun gibi “ad-hominem”. veya şu konuşma tarzına bak, ben bu üsluba cevap vermem tadında “responding to tone”.

9. akademik başarıyı geçtim. öğrenciye öğretme, öğrenciyi eğitme başarısı. buna bir şey deme hakkım yok. muhtemelen bu da biraz şişirilmiş olabilir. ama her yerde “teaching excellence”, presidential excellence award for distinguished teaching diye övündüğüne göre belki öğretmenliğin akademisyenliğinden iyidir. belki demeyeyim mutlaka öyledir. her yere yazmışsın listed within the top 20 professors, highest teaching evaluation falan filan diye. fakat professional honors, awards, fellowships kısmına media appearances’ı yazmanı anlamadım. bunun neresi honor, neresi award neresi fellowship? trt arapça’da a haberde, habertürk tv’de, tgrt’de, cnbc-e’de televizyona çıktın diye bununla gurur mu duyuyorsun. aynı mantıkta küstüm latif şov’un veya kahtalı mıçı’nın senden daha fazla honors, awards ve fellowships”i var. diğer taraftan yurt dışında okuduğu ders verdiği boston college veya cuny-baruch college filan bunlar da öyle ivy-league okulları değil.

10. gelelim tweet’lerine. ben bir türlü bu tweet işine bulaşamadım. bu entry’nin uzunluğundan neden beceremediğimi anlamışsınızdır. 140 karakterle söyleyecek olursam. 9000 tane tweet atmış. 322 bin takipçisi var. kendimce sınıflandırdım. yaptığının farkında olup olmadığını bilmiyorum. bir grup tweet şu minvalde.
“avrupalı yapıyor, amerikalı yapıyor, asyalı yapıyor, türkler bakıyor. bu böyle olmamalı.” bunları herhalde fütüristiklik ile bağdaştırıyor. bunun arkasına bin tane herkesin kullandığı kavramı, jargonu ve buzzword’leri eklersin ve milletin aklıyla prim yaparsın. örnek: akıllı binalar. sürdürülebilir enerji. otomasyon, augmented reality, data science, çin orman şehir kuruyor. adamlar drone’la ağaç dikiyorlar. almanya kaldırımlara güneş enerjisi paneli döşüyor. bizdeki teknoloji anlayışı yani aydınların ve akademisyenlerin teknoloji anlayışı bundan ibaret. bu düşünce tembelliğinden başka bir şey değildir. ortaya kimsenin karşı koyamayacağı, izahtan vareste kavramlar atıp bunlarla aforizma kasmak ve topluma bunlarla yol gösterdiğini sanmak. bizim insanımız bu geyiği çok seviyor.

bir tane tweeti misal “akıl bilim rasyonalite, bunlar ile voltran’ı oluşturursunuz, gerisi ile sadece kukla olursunuz. bunun beğenilme adedi 2020, bunun retweet yani tekrar paylaşılma adedi 462, yorumlar 80’di son baktığımda. yorumlar da ya dinini öğrensen böyle konuşmazdın diyen yobazlardan, ya da hocam ülkenin senin gibi vizyona sahip insanlara ihtiyacı var diyen kusura bakmayın yalakalardan ibaret. anlamlı bir tartışma yok, zaten dediğim gibi tartışılacak konu da yok. akıl, bilim rasyonalite iyidir. sağol ne öğrettin bugün bana? nothing. kaya sertti, su ıslaktır, ayı da ormanda sıçar. sürekli akıl, bilim, rasyonalite’den bahsettiği ve bunları da din gibi savunduğu için kendisine “science” ile “scientism” arasındaki farkları da okuyup öğrenmesini tavsiye edeceğim. eğer merak eder ve twitter hesabından sorarsa kendisini bu konularda aydınlatmaya yönelik birkaç makale tavsiye edebilirim.
11. dediğim gibi hepsini okuyacak halim yoktu tweet’lerinin fakat biraz okuyunca zaten verdiği, vermek istediği, verebileceği mesaj ve olaylara yaklaşım pattern’i son derece predictable bir şekilde ortaya çıkıyor. bloomberg’in haberini aynen paylaşmış tcmb döviz ihalesiyle ilgili. ne bu haberle ilgili bir yorum, ne bir düşünce, ne bir içgörü, ne haberin sonucuna ilişkin bir değerlendirme. sonra yeni bir bilgisayar ara yüzü felçli hastaların iletişimini kolaylaştırıyormuş buna ilişkin haber ve mükemmel yorumu. sonra bir anket yapmış sizce türkiye’nin enerji politikası doğru mu? 33 bin oy almış bu anket. ben böyle gerizekalı bir soru daha duymadım. sizce ahlak önemli mi? sizce türkiye’nin ekonomi politikası doğru mu? sizce çin doğru yolda mı yanlış mı? sizce tarkan iyi mi yaptı kötü mü yaptı yazın başında albüm çıkarmakla. bu nasıl soru? amacı ne? anketten ne bekliyorsun? engagement ve takipçi sayısı kasmaksa amaç anket doğru. ama sinirlendim burada, sen bilim adamısın merak ettiğin bir soru sor ve öğren bari o kadar takipçin var. atıyorum de ki sizce türkiye’nin enerji politikasında önceliği ne olmalıdır? tolga bölükbaşı isimli bir twitter kullanıcısı çıkmış demiş ki türkiye’nin enerji politikasını biliyor musunuz da bu soruyu soruyorsunuz hocam? ona da biliyorum, alternatif enerji üvey evlat, nükleer öz evlat, kömür gözde, hyperloop ile enerji verimliliği mi o da ne? burada hoca konuyu bilmeden ukalalık kasıyor. birisi 2023 hedeflerinde yenilenebilir enerji payını %30 seviyesine ulaştırmayı amaçlıyoruz diye başbakan’ın sözünü hatırlatıyor. özgür beyimiz bunu çok geç ve çok az olarak değerlendiriyor. sonra bir takım aforizmalar yazmış. “gençler uyumayın, hayat kısa” “adaletin olmadığı yerler kurur.” futurism hesabından teknolojik gelişmelerin paylaşımı. “nassim nicholas taleb”i övmüş. gerçekten nassim nicholas taleb’i okusa adamın en çok eleştirdiği ve nefret ettiği tiplemelerden birisinin (“intellectual yet idiot”) kendisinin olduğunun farkına varır mıydı bilmiyorum. ben ortamlarda “black swan” la ilgili ahkam kestiğini düşünüyorum. sonra zerohedge’in haberiyle ilgili son derece sığ bir değerlendirme yapmış, avrupa bu konuda hatalı, yarışamayan vergi diyor, halbuki çalış, sen daha iyisini yap gibi. tesla ile ilgili haberler, the scientist’in paylaşımları, sapiens kitabını önermiş (bravo!!), türkiye bilime hakettiği saygıyı vermeli türünden değerlendirmeler. “uyumayın!” diye ne anlama geldiği belli olmayan uyarılar. drone’la ağaç dikmişler “süper.” otoyollarda arabaları kablosuz şarj edecek yollar için mükemmel.

12. sonra wonder woman filmiyle ilgili olarak hem güzel olmuş diyor sonra da filmdeki negatif türkiye algısına üzüldüm, dışişleri bakanlığımızın gerekiyorsa loby (lobby veya lobi değil) şirketleri ile anlaşması lazım demiş. bu yorumu da bana kalırsa ancak bir gerizekalı bu şekilde yapabilir. gerizekalı olmadığını biliyorsak hocamızın akılsız veya düşünce tembeli olduğunu söyleyebiliriz. papağan gibi ezber konuşmadığı, başkalarının yaptığı doğruları “süper, harika, mükemmel” gibi takdir etmediği zamanlarda yaptığı yorumları bulmaya çalıştım. bu mesela ona örnek. dışişleri bakanlığı nasıl bir dc comics veya marvel franchise filminin senaryosuna veya filmin hollywood yapımcıları tarafından nasıl çekileceğine müdahale edebilir. bununla baş edilebilir mi? filmde benim bildiğim kadarıyla türkiye bayrakları, kötülüğün yuvalandığı almanların bir takım kötü niyetli araştırmalar yaptığı osmanlı karargahının girişinde gösteriliyor. filmin başrol oyuncusu gal gadot eski bir israil askeri ve bu nedenle filmin gösterimi lübnan’da yasaklanıyor. bu tarz blockbuster filmlerde bu tarz sahnelerin konulması elbette ki tesadüf değildir, abd’nin en güzel yaptığı şeylerden birisi bu karalama propagandalarını hollywood’la dirsek temasında bulunup senaryolarına yedirmektir. fakat bunlarla mücadele etme tarzı bu mudur? veya hollywood’un çektiği filmlerde türkiye imajını manidar buldum devlet bununla ilgili birşeyler yapmalı tarzında açıklamaların berberde veya taksicilerle yaptığımız muhabbetten herhangi bir farkı var mı? bu mu yani analizin, çıkarımın ve yöntemin?

13. geçmişe dönük tweetlerine baktım. özetle şunu defalarca söylüyor: bilime, akla, mantığa, rasyonaliteye önem verelim. fen liseleri önemli. teknolojiye önem verelim. gençler uyumayın, çalışın. dünya aya gidiyor biz yaya gidiyoruz. adamlar yapmış, yapıyor, yapmaya devam edecekler. biz uyuyoruz. robotlar, 3 boyutlu yazıcılar, güneş panelleri, alternatif enerji, yenilenebilir enerji kaynakları, yapay zeka, barış, empati, çalışkanlık, dürüstlük, vizyon, blockchain, fintech, wireless, bionik, dijital para, yapısal reform, eğitim, kalıcı reform, elektrikli arabalar, yazılım iyi, eğitim iyi, bilgisayarlı şeyler güzel, teknoloji bir harika, tesla>edison. her konuda politically correct, yani siyaseten doğru cümleleri sarf ediyor. demir-çelik fiyatlarındaki artışla ilgili olarak kdv sıfırlansın gibi abuk sabuk önerilerde bulunuyor. ne piyasanın arz talep dengesini, ne tüccarların manipülasyonunu, ne inşaat firmalarının lobi faaliyetleri gibi bin tane karmaşık meseleye değinmeden. sonra “galatasaray parasını doğru kullanmıyor, doğru yatırım yapmıyor, bedelli artırımı gibi yanlışlar yapıyor.” yazmış bir tweetinde. yok canım alla alla. ağzımı bozmayayım diyorum da ortaokul 3’e giden çocuk da aynı yorumu yapabilir. sen ne öneriyorsun? nereye yatırım yapsın neyi yanlış yapıyor onu söyle. oyuncu seçimini dursun özbek yerine yapay zeka mı yapsın? kulübü robotlar mı yönetsin?

sonuç olarak şunu söylemek istiyorum hep eleştirdiği ezberci eğitim sisteminin bir nevi kölesi olmuş, başkalarının ezberlerini ve söylemlerini konuşmaktan, politik doğruculuktan başka bir şey bilmeyen, libertaryen olduğunu söyleyen ancak aslında bunun görünüşte sosyal ve ekonomik anlamda bireysel özgürlükleri destekler iken aslında küçülen hükümet ve büyüyen kurumsal sermaye ve kapitalist sınıf ile birilkte bireylerin özgürlüklerinin başkaları tarafından sınırlanması anlamına geldiğinin farkına varamayan, konuştuğu analiz ettiği konular hakkında çoğu zaman hiçbir bilgisi olmadan konuşan zeki ama çalışmayan medyatik bir şahıs. politik görüş olarak kendisine libertaryen yazmış. ama ben kendisinin libertaryenizm, liberalizm veya neo-liberalizm arasındaki farkları bildiğinden ya da bunu ne amaçla oraya koyduğundan tam emin değilim. keşke “sağcı liberteryen mi solcu liberteryen mi, nozicki’yi mi hayek’i mi destekliyor? ayn rand’çı mı ron paul’cü mü? minimal hükümet, serbest ticaret, sınırların açık olması, uyuşturucunun suç olmaması, refah devleti veya sosyal eşitliğin olmaması, vs. bunlar hakkında görüşleri neler? mesela eğitimin özelleştirilmesini destekler mi? sadece kişisel özgürlükler vs. gibi meselelerde mi liberteryen yoksa ekonomik ve sosyal meselelerde de aynı tavrı sürdüyor mu?” bu konulardaki tavrını açıklasa da öğrensek.

televizyondaki konuşmalarının analizlerinin “entertainment” değeri dışında bir değer taşıdığını da düşünmüyorum. necmettin batırel, nedret ersanel gibi hükümet yanlısı popülist demagog laf ebelerinin ağzının payını vermek bir şey, türkiye’nin içinde bulunduğu açmazlarda, çıkmazlarda ve sıkıntılarda yol gösterici ekonomik ve finansal politikalar üretmek başka bir şey.

bir kere türkiye gibi devletin her kurumuyla siyasete göbekten bağlı olduğu bir ülkede, ihalelerin, mega projelerin, banka ruhsatlarının, şirkete kayyum atama kararlarının, şirketlerin vergi incelemelerinin vs. vs. bu gibi kararların siyaset tarafından alındığı, kamu bankalarının merkez bankalarının, denetleme kuruluşlarının, adli yargı organlarının göbekten iç ve dış siyasete bağlı olduğu bir ülkede siyasetle ilgili herhangi bir analiz yapmaksızın, türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyadaki beşeri, tarihsel ve siyasi ilişkilere hiç atıfta bulunmaksızın daha açık ifadeyle suya sabuna dokunmaksızın ekonomi/finans kapital yorumları yapıyor olmasını ben anlayabilmiş değilim. çok saçma bir akıl yürütme olduğu için örnek vermek istiyorum. türkiye’de olan darbe girişimiyle ilgili olarak, güçlü ülke olursanız kimse size darbe yapamaz. ya da güneyimizde petrol/doğalgaz ve buna bağlı jeostratejik gelişmelerden, iç savaşlardan, etnik/mezhepsel kavgalardan etkilenmemek için fosil yakıtları bırakalım güneş panelleri, rüzgar elektrik santrallerine yoğunlaşalım gibi “çözüm”lerini ben dünya realitelerinden kopuk bir şekilde abesle iştigal etmek olarak görüyorum. madem batılı devletler yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapıyor o zaman ırak petrollerini, iran doğalgazını, hazar denizi havzasını ele geçirmek, rusya’yı yola getirmek, türkiye’den geçmesi planlanan doğalgaz hattına engel olmak, yemen’de iç savaş çıkarmak vs. vs. ve terör ve vekalet savaşları için neden abd, israil, ingiltere, suudi arabistan, katar vs. vs. neden bu kadar uğraşıyor?

bir diğer konu özgür demirtaş’ın genellikle kendi argümanlarını kuvvetlendirmek için ileri sürdüğü ekonomi ve finans matematik gibi bilimdir, siyaset biliminden farklıdır tarzında yaptığı konuşmalar. bu da safsatanın daniskası bana kalırsa. bunca yıldır okuduğum ve incelediğim kadarıyla ekonomi, diğer pozitif bilimlerden pek çok yönüyle bilim olma anlamında ayrışıyor. ekonomi (daha da dar anlamda finans) bu bakımdan bilim midir? değil midir? sahte bilim midir? pseudoscience mıdır? bu konuda çok fazla teorik tartışma var. birincisi ekonomi çok fazla varsayıma dayanıyor, bu varsayımları veya ceteris paribus durumlarını gerçek hayatta bulmak, bunları test etmek vs. mümkün değil. öte yandan yine ekonomide pozitif olduğu kadar normatif kavramlar da tartışma konusu. o konulara da fazla girmeyeyim. ama ele alınan konular, örneğin türkiye orta gelir tuzağından nasıl kurtulur? veya türkiye’nin ekonomik kalkınma modeli nasıl olmalı veya terörü nasıl sonuçlandırırız gibi konular öyle özgür efendi’nin iddia ettiği gibi 2+2=4 netliğinde konular değil. örneğin, iddia ettiği gibi enflasyon sonuçtur faiz sebeptir önermesi belli şartlarda geçerlidir. talep enflasyonu varsa durum farklıdır, maliyet enflasyonu varsa farklıdır, ikisi varsa farklıdır.

her neyse, kendisinin başkan olmasını ekonomi bakanı olmasını isteyen fanboylarından özür dilerim, dediğim gibi eğer leblebi – çekirdek gibi eğlencelik bir şeyler arıyorsanız. hayatınızın son 10 yılını mağarada geçirdiyseniz, teknolojiyle ilgili hiçbir yayın organını takip etmiyorsanız, popularity (popülerlik) ile quality (kalite) yi birbiriyle karıştırıyorsanız buyurun okumaya devam edin. yanında cem seymen ve emin çapa’yı da okuyun. bol bol da tedx konferansı izleyin.

yok eğer böyle ekonomi/finans gibi konularda kendinizi geliştirmek istiyorsanız aşağıya birkaç twitter handle’ı yazdım. çoğu özgür hoca kadar popüler değil.
@as_akat, @umitak, @neaydinonat , @burumcekci, @mahfiegilmez , @refetgurkaynak , @ugurses, @rodrikdani, @buraksaltoglu, @santmanukyan, @sadiuzunoglu , @emuratucer ,@erincyeldan, @atillayesilada1
sağcı/solcu demeden, kapitalizm, marksizim, liberteryanizm, o -izm bu -izmci olmadan, doktrin çömezliği yapmadan farklı fikirleri okuyun, sağduyunuzla sorgulayarak yorumlayın.

ekonomistlerin çoğu zaman yaptığı şey belirli (yarı doğru) varsayımlara dayanarak bir takım modeller oluşturmaktır. bu varsayımların ve modellerin arkasında çoğu zaman belirli fikirler yatar. belirli arbitrary modeller ve senaryolara göre çıkarımlarının ispatını yapmaya çalışırlar. fakat bu varsayımlar, modeller ve senaryolar çoğu zaman gerçek dünyadan o kadar uzaktır ki gerçeği temsil etmeyi bırak gerçeğin ancak karikatürünü yansıtır.

görünmez el teorisi, rational behavior, bu gibi teoriler o kadar fazla olayda yanlışlandı ki. diyeceğim şu, konuşulan jargona veya kozmetiğe fazla önem vermeyin. false prophet’lerden ve pseudo-scientist’lerden de uzak durun. ekonomist diye kendini ortaya koyan kıymeti kendinden menkul uzmanların çoğu 2008’de dünya genelinde ortaya çıkan krizi öngöremedi. kelin melhemi olsa kendi başına sürerdi. bunları hindistan cevizi adasına koysan hindistan cevizi bulup yiyemezler. bir konu hakkındaki tahmin yetenekleri de astroloji uzmanlarınkinden pek fazla değil. o yüzden appeal to ırrelevant authority safsatasından kendinizi kurtarın.

son olarak iki tane tweet’ine denk geldim borsa veya sermaye piyasaları ile ilgili bir tanesi“dünya hisse senetleri: bir balona doğru gidiyor. hisse getirileri ile, şirketlerin karlılık oranları arasında büyük uçurum var.” bir diğeri “day-trade ederek başarılı olan hiçbir insan görmedim. alım-satım masrafları tüm getirinizi yer. uzun vadeli yatırımcı olmak lazım.” bu iki tweet de anlamsız. neresinden tutacağımı bilmiyorum.

dünya hisse senetleri ne demek kardeşim? dünyada 60 tane hisse senetleri borsası var. kaç tane borsada kaç tane hisse senedi var sen biliyor musun? hangisi balon hangi piyasa balon? hisse getirileri ile şirket karlılık oranlarından kast ettiğin ne? temettü verimi mi? şirketin piyasa değeri değişimi mi? aklı başında bir yorum yapacak olsan fiyat/kazanç oranlarından ve piyasa değeri/defter değerlerinden bahsedersin. o kadar biliyorsun madem çok basit, profesörlüğe filan gerek yok, yani hobi olarak yine yap madem seviyorsun. git akbank’a seni severler nasıl olsa en kötü bir 100.000 dolar kredi verirler sonra git vadeli işlemler piyasasına artık hangi borsa balonu hangi hisseler daha çok şişmişse vadeli satım opsiyonları al veya açığa satış yap kaldıraçlı. dünyanın parasını kaldırırsın bak o zaman gerçekten seni dinlemeye başlarım. hangi vadede hangi fiyatlar şişmiş, hangi piyasa hangi senette ne pozisyon alalım? bunu söylemeden “vague statement”lar kuran adam benim gözümde şarlatandır.

ikincisi day trade yapılarak para kazanan görmedim demişsin. ben de bugüne kadar hiç aborijin veya sumatra kaplanı görmedim. ben görmedim diye dünyada aborijin veya sumatra kaplanı yok mu demek? alım-satım masrafları tüm getirinizi yer diyor bir de. uzun vadeli yatırım yaptığında alım-satım masrafı oluşmuyor çünkü değil mi? duyduğum en saçma sözlerden bir tanesi bu. neden bahsettiğini hiç bilmeyen biri böyle konuşur. hiç borsada işlem yapmamış birisi ancak böyle konuşur. bir kere alım satım masrafı değil o masrafla komisyonun arasındaki farkı bilmiyorsun. (bunu sorsak ben abd’den geldiğim için bu gibi kavramları karıştırıyorum diyecektir. halbuki burada komisyon orada da commission ikisi de aynı şey.) ikincisi eğer sürekli day-trade yaparsan ve high-volume yani yüksek montanlı işlem yaparsan diğer yatırımcıların aksine yaptığın hacme göre birim işlem başına daha az komisyon ödersin. üçüncüsü hisse senedi piyasasında kazanıp kaybetmemeyi alım-satım fiyatları arasındaki fark belirler. 3’e alıp 5’e satıp günü karlı tamamlayabileceğin gibi, 5’e aldığın bir hisse senedini 10 sene sonra 3 tl’ya elden çıkarıp pozisyonu zararla da kapatabilirsin. uzun vadeden kast ettiğinin ne olduğunu sorsak onu da söyleyemez. düşüş trendinde olan bir ayı piyasasında uzun vadeli yatırımcı olmak kaybettirirken, kısa vadeli yatırımcı olup zarardaki pozisyonda ısrar etmeyip pozisyondaki karı veya zararı erken realize etmek hayatınızı kurtarır.

tamamen piyasayı kitaplardan televizyondan duymuş ama hayatında hiç işlem yapmamış, hiç gün içerisinde alım-satım yapmamış, hiç kapatmadığı pozisyondan dolayı uykuları kaçmamış, hiç screen addict olmamış hiç teknik analize bulaşmamış birisi böyle konuşur. hiç day trade yaparak para kazanan görmemiş. anfinin veya kampüsün dışına çıktın mı? hiç borsada kendine ait terminali olan gömlekçilerle karşılaştın mı? hiç spekülatör gördün mü? haydi onu geçtim day trade yapan kurumsal yatırımcılar ne olacak? fx piyasasındaki günlük işlem hacminin $5 trilyon dolar civarında olduğundan haberdar mısın? teknolojiye futurisme sözde meraklısın algorithmic trading, high frequency trading bunları hiç duydun mu? bunlardan day trade yapıp para kazanan var mı? şayet yoksa neden amerika’da toplam işlem hacminin yüzde 60’ına yakınını bunlar gerçekleştiriyor hiç düşündün mü? yok. almış eline bir twit, devamlı yazıyor. yok mutfak robotları dünyayı ele geçirecekmiş de bilmem ne.

(entry’i göndermeden önce kendimle sohbet:

– durduk yerde niye bu kadar yüklendin adama?
– niye yüklenmeyeyim?
– kötü mü işte adam ne güzel teknoloji güzeldir, eğitim efsane iyidir diye yazıyor.
– yazmasın. biz bilmiyor muyuz, eğitimin fen lisesinin önemini.
– ne var bir de ondan duysan ölür müsün? belki bilmeyenler vardır.
– hiç dişe dokunur bir lafı yok.
– ne bekliyordun ölümsüzlüğün sırrını mı verecekti adam?
– finans profesörüymüş madem en azından bir tüyo verebilirdi.
– yasak aslanım böyle mecralarda yatırım tavsiyesinde bulunmak. spk öttürür adamı.
– olsun, uzun vadeli yatırım yap demeyi biliyor, hangi hisseyi kaçtan alalım onu da desin.
– oldu canım başka derdin?
– canım diye konuşma. hakikaten çok mu acaba ağır konuştuk şarlatan filan diye, sonuçta akademik camianın, sosyal bilimcilerin çoğu şarlatan. niye merceği özgür’e tuttuk ki şimdi?
– sil gönderme şu entry’i.
– göndericem, seni ilgilendirmez.
– gönderme diyorum, kaçıracaksın mis gibi adamı, beyin göçü olacak. adam zaten almış amerika’dan ömür boyu çalışma garantisini.
-hangi beyin göçü? özgür beyin mi? ahahaha. gitsin kendini kurtarsın.
-tam bir gerizekalısın. hani büyük insanlar fikirleri, küçük insanları tartışır diyordun, niye şimdi insanları tartışıyorsun?
– burada ben bir zihniyetten bahsediyorum. mesele özgür değil. a kişisi b kişisi değil.
– değilse ne?
– mesele neyin ne olduğunu insanlar bilsin. herkes bol keseden sallıyor.
– insanlar kişisel garezin var ya da ak partilisin diye düşünecek.
– bizi bilen biliyor. basıyorum o zaman yolla’ya.
– bas ne diyim? ne geçecek eline basınca?
– kafam rahatlayacak. kendimi güzel ifade ettim.
– şöyle yapalım mı? bir tane rastgele tweet seçelim mantıklıysa yollamayalım entry’i. -ok buldum, onedio.com özgür demirtaş’tan aforizma tadında 27 tweet demiş. onun ortalamasını alalım 13,5. 14. tweet’e bakalım ne demiş?/)
– ok.
– “hukuk devleti olmalıyız, şeffaf ülke olmalıyız, bilimin kutsal olduğu ülke olmalıyız, yoksa biz gelecekte olmayacagiz…” demiş
– e ne var bunda? hukuk devleti olmayalım mı? şeffaf ülke olmayalım mı?
– la olm, yine kimsenin itiraz edemeyeceği şeyleri söylemiş, şeffaf ülke ne? herkes şile bezinden transparan kıyafet mi giyecek? üstelik nasıl olacağını da söylemiyor. plan değil temenni bu. temenni bile değil nenni gibi insanları uyutmak için söylenen boş laf. bilimin kutsal olduğu ülke ne demek? tübitak’ı camiye mi dönüştüreceğiz? newton’a mı tapacağız? ayrıca yine fütüristlik kasmış gelecekte olmayacağız diye. hangi gelecek? niye olmuyoruz? hukuk devleti değil miyiz? değilsek onu söylesin. ben basıyorum yolla’ya.
– valla ne diyim bas gitsin. uzun yazınca kimse okumuyo nasıl olsa )

 

Kaynak: https://eksisozluk.com/ozgur-demirtas–2360280?p=71


Ankara Kafası Özel Ders ve Eğitim Koçluğu

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

*